Sonbahar

Yaz benim için her şey dahil otellerden olabildiğince uzak, kimseciklerin olmadığı sakin kumsallarda sadece bir kitapla yaptığım yolculuklar demektir. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, hep özlemle andığım bir Assos otelini hatırlıyorum. Bu tarihi merkezin batısındaki bir köyden kendini aşağıya bırakırsın, bir Temmuz ayıdır ve yokuş aşağıya kıvrıla kıvrıla inerken üç şey gözünün önüne gelir sırayla: Ege, Midilli ve şimdilerde kitaplık olduğu söylenen ama girenlerin sayısının bir elin beş parmağını geçmediği rivayet edilen bir deniz feneri… Sonra kumsallarında değil işletmelerin, bir iki şezlongun bile olmadığı bir küçük Yunan adasını, daracık asfalt yolun hemen ötesindeki bir kahvede tüm günlerini geçirenlerin sıcaktan bunalınca kendilerini o masmavi, durgun sulara bıraktıkları… Bu mevsim işte benim için -en azından ev halkına iki çocuk katılmadan evvel- bundan ibarettir: Deniz, güneş ve sadelik.

Eylül ayı geldiğinde işler değişir, hem profesyonel anlamda işimle ilgili fuarlar, çeşitli geziler gibi bir yoğunluk dalgası baş gösterir, hem de tatil rotaları bambaşka coğrafyalara kayar, kış bastırmadan Avrupa, mesela lavanta mevsimi çoktan geçmiş olsa da Güney Fransa, Kasım’da Koyo mevsiminde Japonya ya da güzle birlikte elli beş dereceye çıkan sıcaklıkların geride kaldığı Arizona’yı düşlemeye başlarım.

Bir dostum ve otomotiv sektörüne ısındırmaya çalıştığı yirmi iki yaşındaki oğluyla yaptığım yol gezisini, onun altmışıncı doğum gününü tesadüfen, gece yarısı yolda, bir kahve molasında öğrendiğimi ve saat biri biraz geçmişken, bunu pek de taze olmayan bir pancake ile kutladığımızı, sonra yolda uyumamak için çokça gevezelik yaptığımızı, onlara Zeki Müren’den bir şarkı söylediğimi, Büyük Kanyon’a çıkan sapağı geçerken Gregor’un (oğlunun adı buydu) dibine inmesi neredeyse bir tam gün süren kanyonun zeminindeki Hayalet Çiftlik’ten (Phantom Ranch) bahsettiğini, buraya yine böyle bir Kasım günü gelip orada gecelemeye birbirimize söz verdiğimizi hatırlıyorum. Aslında hiçbirimiz bunun olacağına inanmamıştık, biliyorum, dillendirmesek de. Yine o yolculukta, durduğumuz bir benzinlikte, birer ahşap kartpostal almıştık, belki yıllar sonra, Büyük Kanyon hayalimizi yerine getiremesek de, unutulmuş bir çekmecede onları bulur, birbirimize gönderirdik, üzerine tek harf bile yazmaksızın. O geceyi hatırlamaya bu bile yeterdi çünkü bazen harflerin bir önemi yoktur.

Gregor, bensiz de olsa, geçtiğimiz hafta, yine aynı bölgeye, Flagstaff’a gitti, sırf yükseklik korkusuna meydan okumak için uzun zaman önce planlanmış bir tırmanış yaptı. Söylenenlere göre otele döndüklerinde hızlı bir duş aldı, kahvaltıya aceleyle inip kahvesini alacağı sırada yere yığıldı. Onu geçtiğimiz Perşembe, dört gün komada kaldıktan sonra kaybettik, külleri, dün, kanyonun o sarhoş edici havasına karıştı, yirmi dokuz yaşındaydı.

Sevgili Gregor, maalesef, birbirimize verdiğimiz iki sözü de tutmak kısmet değilmiş. Bir tahta kartpostal üzerine olmasa da, lütfen bu elveda notunu kabul et. Oysa o gece, daha önümüzde yıllar var gibi duruyordu. Bu sonbahar günü, Kuzey Arizona’nın rüzgârlarında huzur bulmanı diliyorum. Ruhun şad olsun.

Seçkin Çekirdekçi

Shopping Cart
Scroll to Top